Pers Prensi: Zamanın Kumları

Prince of Persia: The Sands of Time (2010)

Merhaba arkadaşlar, sitemizin resmi olarak ilk yazısıyla karşınızdayız!
Pers Prensi’ni ilk yazımız olarak tercih etmemin bir çok sebebi var; uzun süredir filminde üstüne kurulu olduğu aynı ismi taşıyan oyun serisinin hayranları(ki ben de onlardan biri oluyorum :D ), vizyona giriş tarihinin açılış tarihimize yakın olması ve aslında oyundan uyarlama olan bu filmin yıllardır devam eden Prince of Persia serisini iyi yansıtıp yansıtamadığı.


Konu rakibi tarafından üstüne suç atılan ve düşman bir prensesle birlikte çalışmak zorunda kalan maceracı bir prensin etrafında dönmektedir. Olaylar isminden de anlaşılacağı gibi genel olarak eski İran’da geçmektedir. Filmin yapımcısı Karayip Korsanları’nın yapımcısıyla aynı o yüzden müziklerde ve aksiyon sahnelerinde büyük benzerlikler var, sinema salonuna girdiğimde “Ya bu karayip korsanlarının yeni filmiymiş” diye bir iki kişinin konuşmasına tanık oldum, aman siz o kişilerden mümkün olduğunca uzak durun :D
Filmin uzunluğu 116 dakika(popcornları hazır etmek lazım) ve Jake Gyllenhaal, Gemma Arterton, Ben Kingsley.. gibi ünlü isimleride kadrosunda barındırıyor. Yaş sınırı olarak 13 ve Üstü damgasıyla yurdumuz salonlarında 21 Mayıs 2010 tarihinde gösterime Birleşik Krallık ve İspanya ile aynı anda girdi. Film ben bu yazıyı yazarken Amerika’da halen gösterime girmedi(tabi siz şuan okurken girmiş olabilir!), bunun sebebi “Anma Günü”‘nün hafta sonunda oluşan yüksek kitlelerden yararlanmak isteyen Disney tarihi 28 Mayıs’a çekti.

Dünya çapında aslında beklenen bir film olmasına karşın bence esas seriyi pek iyi yansıtamadı, karakterlerin adlarından, senaryonun en temel öğelerine kadar neredeyse herşey değiştirilmiş! Aslında Prince of Persia serisinde sıklıkla olan bir şey(gerçi bu başka bir yazının konusu ama :P ), oyunlar konularına göre 3 seriye ayrılıyor ve 3 seridede konu, karakterler tamamen farklı.. Tabi birde buna oyunun film olarak sahneye yansıtılmasıda eklenince değişik bir şey çıkıyor karşınıza.

Yazının devamında filmin ve senaryonun biraz ince noktalarına giricem o yüzden filmi seyretmediyseniz ve bir bozguna uğramak istemiyorsanız, devam etmemenizi öneriyorum ;)


Filmimiz oyun serisindede her oyunda da yapılan konuya ilişkin bir özlü sözle başlamak geleniğini takip ederek ilk başta seyirciye oldukça anlamsız gelen bir sözle başlıyor, tabi filmin sonunda herşey daha net anlaşılıyor.
Destan’ın (Dastan diye geçiyor ama ben Destan diye hitap edicem) yani namı diğer Pers Prensi’nin, ona karşı kurulan komployo ve bu komplonun sonucunda dünyanın yok olması olasılığına(herkes de dünyayı yok ediyor ne iş) karşı aslında düşmanı olan ve daha yeni ele geçirdiği(aslında olayların başlangıç ve bitiş noktası olan) şehrin Prensesi, Tamina, ile birlikte artık ortak düşmanları olan Pers İmparatorluğu’nda Prens’e komplo kuranlardan kaçmaya başlar.

Senaryonun ÇOK değiştiğini söylemiştim, şimdi bir kaç örnek vereyim. Prenses Tamina aslında filmle ismi tamamen aynı olan oyunda(daha doğrusu senaryonun üzerine geliştirildiği oyunda), Prenses Farah olarak geçmektedir ve olaylar Hindistan çevresinde geçmektedir. Filmde yer tam olarak belirtilmemiş olmasına rağmen Hindistan ile pek ilgisi yoktu. Ayrıca moralimi en çok bozan noktalardan biride kötü adamımız olan Vezir’in ismi, ulusu, herşeyi değiştirilmiş, filmde Vezir karakteri Pers Kral’ının kardeşi olan Nizam’dı fakat orjinalinde gelgör ki Vezir aslında Persler’in düşmanı olan Hindistan Mihrace’sinin Veziri’dir. Şunu belirtmeliyim ki görsel efektler filmin içine oldukça güzel gizlenmiş ve gerçekle sahteyi pek ayırt edemiyorsunuz, dövüş sahneleri Prens’imizin akrobatik ve maceracı karakterini, binadan binaya atlıyarak, örümcek adam gibi iplen şehrin bir başından diğer başına geçerek, yansıtmakta.

Aynı zamanda Prens karakterinin de orjinal Prens karakteriyle hiç bir ilgisi yok. Bizim bildiğimiz Prens ismi belirsiz, kahraman ve asil bir yiğitti. Yeni Prens’imizin adı Destan ve asil soydan gelmiyor. Hatta aslında öksüz bir sokak çocuğu olan Destan, arkadaşını korumak için kralın askerlerine saldırdığında Kral tarafından cesareti sebebiyle Prens olarak seçiliyor. Senaryo aslında burada güzel genişletilmiş fakat biz kim olduğu belirsiz Prens’i daha çok tercih ediyorduk.

Filmde Prince of Persia: The Sands of Time oyunundan alınıp komple değişikliğe uğramayan öğelerden biride The Dagger of Time, yani zamanı kontrol etme gücü olabilen ve kumla çalışan(bildiğiniz kumlara benzemez :D ), namı diğer Zaman Hançeri. Olaylar genel olarak bu hançerin prensin, prensesin, vezirin, haşaşilerin(az sonra bahsedicem) ve bir çok farklı şahsın elinde dolaşmasını izliyor. Bahsettiğimiz hançer aslında Tanrılar’ın sinirlenip dünyada ki yaşamı yok etmek için yolladığı Zamanın Kumları’nı serbest bırakabilecek tek alet ve oldukça tehlikeli kişilerin(aslında tek kişi ama neyse) bu aleti kullanarak geçmişte olan bazı olayları değiştirmeye çalışması bu durumu hiç de basitleştirmiyor.

Neyse kumlar konusuna geri dönersek, aslında en çok sinir olduğum ama yapılabilecek pek bir şey olmayan olaylardan biri de bu!
Orjinal seride kumlar dünyayı yok etmek yerine calıları değişik yaratıklara döndürmekteydi ve bundan sadece 3 kişi etkilenmemişti, Prens, Prenses ve Vezir. Filmde kumlar önüne geleni yıkmakta, kum fırtınasından çok çığa benzemekte. Gerçi yapımcılarıda oturduğum yerden suçlamak istemiyorum, bütün serideki en temel öğeyi öldürdükleri için, çünkü kum gelecek milleti yaratığa dönüştürecek filan stüdyoda çevirmek ve bir filmde bunu komedi veya zombie filmine çevirmeden gerçekleştirmek zor iş, tabi birde nükleer patlama gibi geçtiği yeri yıkıp döken bir kum bulutu biraz daha etkileyici oluyor.

Prens’imiz bu hançeri güvene alabilmek ve ona karşı Vezir tarafından kurulan komployu açığa çıkartmak için başladığı yolculukta Vezir tarafından gönderilen Hassansin’lerle karşılaşır. Tanıdık mı geldi? Evet, burada Prince of Persia: The Sands of Time oyun serisinin yapımcısı Ubisoft(adamlar hep kaliteli oyun yapıyor ne yapalım) tarafından tasarlanan oyun mekanikleri ve işleyişi açısından çok benzer olan başka bir oyun serisi olan Assasin’s Creed ile yollarımız kesişiyor az biraz. Hassasin ismi aslında Hashshashin’lerden gelmektedir, Türkçe karşılığı(ne kadar Türkçe olduğu tartışılır) Haşhaşi’ler olan bu kelime aslında 8. yüzyılda oluşan İslami mistik bir suikastçi örgütün ismidir. Konumuz tam olarak bu olmasa da değinmek isterim, Haşhaşi’ler suikast, komplo, terör gibi yöntemleri kullanarak politik düşmanlarıyla savaşmıştır, İngilizce’de ki “Assasin” yani suikastçi kelimesi tam olarak Hashshashin kelimesinden gelmektedir, zaten isimlerdeki benzerlik kaçınılmaz derecede açık. Filmde Haşhaşi’lerimiz gizemli tipler ve klasik siyah kıyafetler giyen soluk yüzlü, eğitim sırasında gerçek silah kullanıp neredeyse birbirlerini doğruyan insanlar. Soracak olursanız, hayır Haşhaşi’lerin Haş Haş veya herhangi bir uyuşturucu ile alakası yok :8 gerçi filmin bir sahnesinde Haşhaşi’lerin lideri Vezir’imize “İstediğim şeyi getirdin mi?” diye sorunca Vezir’imiz kese kağıdına sarılı şekilde polisin yakaladığı uyuşturucuları koyduğu paketlere benzer bir paketi Haşhaşi’mize verir ve “Malın burda.” der, artık ne ticareti yapıyorlar bilemiyoruz  :P Assasin’s Creed’de adamımız Haşhaşi’lere çalışan bir suikastçi ve elinden aynen filmdeki gibi mızrak ucu fırlatabiliyor, maalesef filmdeki gibi büyü filan yapamıyor.

Çoğu film gibi filmimizde mutlu sonla bitiyor, kahramınımız düşmanını yeniyor, prensesi alıyor ve mutlu mesut yaşıyor. Film açıldığı şekilde sonuçlanıyor(sahneler ve olaylar bile aynı, seyredince tam olarak neyi kastettiğimi anlarsınız) ve sanki geri sarılmışçasına bazı şeyler tekrardan bize gösteriliyor. En sonunda, seride klasikleşmiş olan açılış sahnesinde yazan o özlü sözler tekrar ekrandan geçiyor ve her şeyi anlaşılıyor.

Ne kadar gerçek senaryo -bence- öldürülmüş olsada, zaten yönetmen ve senarist orjinal senaryo baştan yazılacak demişti. Her şekilde bence izlenmesi gereken bir film, son zamanlarda çıkan oyundan sahneye adapte edilen filmlere göre güzel ve kaliteli çevrilmiş. Filmin başında ilk gördüğümüz de neredeyse anlamsız gelen o özlü sözün, her şeyi en sonda bir birine bağlaması ise hikayeye tam uyuyor ve bence izleyiciye ayrı bir keyif veriyor.

Vizyondayken kaçırmayın derim, zira sonra bir yerden bulup seyrederim demeyin, seyretçekseniz kesinlikle sinema salonunda seyredilmesi gereken bir film!

Yazar Hakkında